|
DİYARBAKIR
CAMİLERİ
ULU CAMİ

Anadolu 'nun en eski camisidir. 639 yılında Diyarbakır'a
egemen olan Müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki
en büyük mabedin (Martoma Kilisesi) camiye çevrilmesiyle
oluşturulmuştur. Daha sonra 1091 yılında Büyük Selçuklu
Hükümdarı Melikşah'ın buyruğu ile büyük bir onarım
gördüğünü, değişik dönemlerde birçok kez onarım ve
eklentilerle bugünkü şeklini aldığını kitabelerinden
öğrenmekteyiz. Erken İslam döneminin ünlü Şam Emeviye
Cami'nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu'ya yansıması
olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir.

Ortadaki büyük avlunun doğu ve batısında yer alan
maksureleri, güneyinde Hanefiler Cami'i, kuzeyindeki
Şafiiler Camii ve Mesudiye Medresesi ve Caminin batı
girişinin hemen yakınındaki Zinciriye Medresesi ile dinsel
ve kültürel yapıları bir araya getiren bir yapılar grubu
niteliğindedir.

Ulu Cami'nin avlu cephelerinde farklı dönemlere ait
Mimari bezekler, kabartma ve yazıtlar büyük bir uyum
içerisinde yerleştirilmişlerdir. Ki bu da bize sanatın
birbiri üzerine eklenerek geliştiği bu yapıda inançların ve
hoşgörünün de uyum içerisinde geliştiğini ve gelişebileceğini
kanıtlar gibidir
DİYARBAKIR
CAMİLERİ *
PROF. DR. ORHAN CEZMİ TUNCER*
Geçmişte Amid (Amid), Amida,
Kara Amid ve Diyarı Bekir olarak anılan Diyarbakır, Hazreti
Ömer'in halifeliği günlerinde (634-644), 27 Mayıs 638'de
Arapların eline geçti (Yayınlar bunu daha çok 639 olarak
veriyor). Buraya sırasıyla Emeviler, Abbasiler, Şeyhoğulları,
Hamdanoğulları, Büveyhoğulları, Mervanoğulları, Büyük
Selçuklular (1085-1093), Şam Selçukluları, İnaloğulları,
Nisanoğulları, Artuklular (1183-1232), Mısır ve Şam
Eyyubileri (1232-1240), Anadolu Selçukluları (1240-1302),
Mardin Artukluları (1302-1394), Timur (1394-1401),
Akkoyunlular (1401 - 1507), Safeviler (Şah İsmail 1507-
1515) egemen oldular ve sonuçta 15 Mayıs 1515'te kent
Osmanlılara geçti. (Bazı araştırmacılar bu tarihi 9 ya da
10 Eylül olarak verirler.) Bıyıklı Mehmet Paşa ilk Osmanlı
Valisi oldu.
Surlarla çevrili kenti,
doğu-batı ve kuzey-güney yönünde iki ana cadde dört dilime
ayırır. Doğuda Yenikapı, güneyde Mardinkapı, batıda
Urfakapı ve kuzeyde Harputkapı olup 2 ana yol bunlarla son
bulur. 1515 'te Osmanlılara göre kent, kapıların adını
alarak 4 mahalleden oluşur. Müslüman çoğunluk Yenikapı
Urfakapı Mahalleleri eksenindedir. Buna kuzey yarıda
eklenirse, güneyde gayrı müslimlerin yoğunlaştığı anlaşılır.
Ancak sınır kesin olmayıp yoğunlaşmalar vardır. Çünkü
Yenikapı Mahallesinde Hıristiyanlar 554 aile reisiyle
birinci sıradadır. Bunu Mardinkapı ve Urfakapı izler.
Böylece güney yarıda çoğunluk kazanırlar. Buna karşılık
yıkıntıları üstüne Ulu Cami yapılan Mar Toma Kilisesi
(Katedral) kuzey yarıdadır. Diğerleri güneydoğu çeyreğinde
yoğunlaşırı Anlaşıldığı kadarıyla, keı,ıti paylaşmak İslam
dünyasıyla başlamıştır. Kentte o dönemde Gregoryan (sonraki
düzenlemelerde Katolik ve Protestan) Ermenileri, Ortodoks
ve Katolik RumIarı, Katolik Keldanileri, Katolik ve Yahudi
Süryanileri yaşıyor. Bunların tapınakları yanında
Yahudilerin dinsel önderleri de vardı. Latin ve Kapusen
İtalyanlar sayıca çok az idi. Osmanlıların gerileme ve
çökme döneminde, can kaygusu nedeniyle Diyarbakır'ın
güneydoğu diliminde
yoğunluğa yönelmeleri ve gettoların varlığı, sonraki
zorunluluklardır. Mahalle adlarına dikkat edilirse, bunlar
komşu il çıkışlarını yansıtmakta, dinlere göre
anılmamaktadır. İç içe yaşandığını 19. yy.'ın birinci
yarısındaki salnameler de gösteriyor. Bunu, daha Selçuklu
günlerinde diğer illerde de görebilmekteyiz (Sivas vb).
1540 yılında yapılan iki
sayım, Osmanlı günlerinde büyük camilerin sayısının
arttığını gösteriyor. Kent güven içinde gelişmiş ve nüfus 2
katı artmıştır. Mahalle sınırları küçülür, sayıları artar.
Taceddin ve Şeyhmatar gibi isimlerin, o tarihte yapılan
ibadethanelerden alındıkları anlaşılıyor.
Günümüze erişen yapılardan
çok daha fazlasının yıkıldığını belgeler gösteriyor. Evliya
Çelebi, gördüklerinin adlarını vermektedir. 1900 tarihli
salnamede burada 24 cami ve 21 mescit adı geçmektedir.
Günümüze erişenlere bakılırsa, Ulu Cami dışında, Akkoyunlulardan daha eskiye ineni yoktur. Hazreti Süleyman
Camii pek çok değişiklik geçirmiştir.
Büyük Selçuklular kentte
ancak Ulu Cami'de onarım yapacak kadar kaldılar. Anadolu
Selçuklularının burada cami veya mescidi yoktur. Ulu Camii
onardıkları, yazıtlarından anlaşılıyor. Artuklu yapıları
ise kent içinde sınırlı kaldı.
Akkoyunluları izleyen
Osmanlılar da bu yerel ve yöresel (Yukarı Suriye)
özelliklerin dışında kalamadılar. Bir Akkoyunlu yapısı olan
Nebi (Peygamber) Camii, Osmanlı özelliği gösterir. Belki
bunu, 1531 yılındaki Üstad Ahmed el Amidi onarımına
bağlayabiliriz. Ancak ustanın buralı oluşu yine yerel
özelliklerin ağırlığını kanıtlıyor. Klasik Osmanlı Dönemi
yapılarından İskender Paşa, Behram Paşa gibi büyük
programlı yapılara da aynı özellikler yansır. Mimar Koca
Sinan'ın, doğrudan buradaki bir yapıya ayıracak vakti
olmadığını, merkezdeki yoğun çalışması gösteriyor. Herhalde
planlarını çiz ip bir kalfasını göndermesi, bu yerel
etkileşimi kolaylaştırmış olmalıdır.
Diyarbakır camilerini,
kentin mescitlerinden ayırmak gerekiyor. Yapı boyutu
dışında, çatkısı merkezdeki kubbeye dayalı yığma
düzende iken, mescitler hep Orta Çağ' daki gibi çok ayaklı
kurgudadırlar. Ayrıca yukarıda değindiğimiz gibi
bazı Akkoyunlu camileri, Osmanlı kurgusundadır. Bunu
aslında, devletlere değil, o dönemin kubbe gelişim
çizgisine bağlamak gerekir. Ne var ki İmparatorluğa adım
adım giden Osmanlıların, bu anlayışı geliştirmedeki
öncülüğünü ve ağırlığını yadsımamak gerekir.
Cami ve mescitlerin kent
içindeki yerlerine dikkat edilirse kuzeybatı çeyreğinde 7,
kuzeydoğuda 8, güneybatıda 8 ve güneydoğu çeyreğinde 5
tane olduğu görülür. Böylece kuzey yarıda, batı yarıda
sayıları 15'leri bulur. Buna karşılık gayrı Müslimlerin
yoğunlaştığı güneydoğu diliminde bunlar en aza (5'e) iner.
Böylece ibadethanelerin kent içindeki dağılımıyla İslam
yerleşmeleri birbiriyle çakışır.
Akkoyunlu yapısı olduğu
bilinen veya sanılanların sayısı 12 tanedir. Bunu, 14 ile
Osmanlılar izleyecektir. Akkoyunlularda çok ayaklı ahşap
(vb.) örtülü mescit türü yapı sayısı (7) kubbelilerden
fazladır. Osmanlılarda bunlar birbirine eşit olur
(yedişer).
NEBİ (PEYGAMBER) CAMİİ
İnönü Mahallesinde Gazi
Caddesi ile İnönü Caddesi'nin (uzantısı İzzet Paşa
Caddesidir) birleştiği kavşakta kuzeybatı köşededir.
Akkoyunlu yapısı olan, enine planlı dört sahınlı (kuzeye
doğru), ayaklı ve kemerli asıl caminin belgelere göre 1927
yılında üst ahşap kirişlemesi çürüyerek çökmüş ve 1955
yılında Gazi Caddesi batı yöne doğru kamulaştırılıp
genişletilirken cami ortadan kaldırılmıştı (Fotoğraf 1).
Çocukluk ve gençlik günlerimde, avlusunun doğusunu
sınırlayan ufak dükkanlarını, kemerli avlu kapısını
anımsıyorum. Bu arada minaresi de sökülerek şimdiki yerine
taşındı. Vakıfların restoratör teknisyeni Cafer
Hanlıoğlu'nu o yıllarda bu işte tanımış, 1966'dan başlayarak
yıllarca beraber çalışmıştık. Kendilerini rahmetle anıyorum.
Elimizde bulunan eski
fotoğraflara göre, 2 taş kolon ve bunlara oturan enli 3 taş
kemer sıralı, 3 sahınlı kitlenin kuzeyinde, yine aynı
düzende bir son cemaat yeri olup üstü toprak örtülüydü.
Kıble duvarını, birbirinin düşeyinde olmayan, altlı üstlü
dörder, doğu duvarı birbirinin düşeyinde (altlı üstlü)
ikişer pencere süslüyordu. Kuzey harım duvarında basık
kemerli
kapı oldukça sade ve üstünde, Ulu Cami'dekine benzer ahşap mükebbiresi, bunların yanlarında altlı üstlü ikişer pencere
ile en uçlarda sadece birer üst penceresi daha vardı.
Mükebbire içeride müezzin mahfiliyle birleşmektedir.
Cami
bazalt akça geçmez örgülüydü. Sadece avluya bakan kemerler
ile bunların arasındaki dairesel dört pencere almaşıktı.
Caminin enine beş kemer fazla gelince, üç enli ve basık
kemerle yetinilmiş, kolonlar kısalmış o orantılar bozulmuş
idi. Aynı oransızlığın mihrap ve mimbere de yansıdı ğı
görülüyor.
Almaşık
örgülü, kare planlı minarede 1530 yılında, hayrat olarak
Kasap Hacı Hüseyinin yaptırdığı yazılıdır. Bunlarla ilgili
geniş bilgi ve ölçüler Diyarbakır Camileri (Ankara, 1996)
adlı yayınımızda (s. 84) vardır. Diyarbakır, kendi arzusuyla
(savaşmaksızın) 1515 yılında Osmanlılara geçti. 15. yy.
boyunca kente eğemen olan Akkoyunlu varlığının daha bir süre
daha devam ettiği anlaşılıyor. Böyle bir hayır kurumu,
ibadethanesi için Osmanlıların hoşgörülü davrandığını söyleyebiliriz.
Avluyu kuzey yönde medrese çeviriyordu. Bugünkü helaların ne
kadarının özgün olduğu bilinmiyor.
Bu yıktmlan Akkoyunlu
Camii'nin hemen batısında, orta kubbeli, buna bağlı az
derinlikli iki katlı iki yan kanatlı şimdiki caminin yapılış
tarihi bilinmiyor (Çizim 1). Hemen güneyinde Köprülü'lere
ait, demir kubbeli açık bir türbe vardır. Diyarbakır'da
Osmanlı camilerinin kubbeleri dışa yansır. Giderek bazıları
kargir külahla koruma altına alınmış olsalar bile yerel bir
çözümdür. Şimdiki caminin 15. yy. sonları ve 16. yy. başlarında kubbe
veya külah kullanılarak dışa yansıtılan akıma uyarak
yapıldığı kanısındayız. Akkoyunlu Kasım Padişah Camii de
bunu gösteriyor. İçerden üç kubbeli son cemaat yeri, çevre
duvarlarının yükseltilmesi nedeniyle dıştan görünmez. Bu
örtü türlerinin, Akkoyunluların son döneminde, biraz da
Osmanlıdan yararlanılarak gerçekleştirildiğini sanıyoruz.
Bu taban oluşmasa Fatih Paşa Camii'nde (1515) Şehzade Camii
planı öncülüğü olmazdı.
Bugünkü avlunun kuzeyini
oluşturan helâlı ve üç odalı kanadın asıl şekli tam böyle
olmasa bile işlev aynı olmalıdır. Köprülülerden Abdullah
Paşa'nın "Peygamber Camii yanında" diye yayınlara geçen
Darulkurra'sının bunlarla bağını da bilmiyoruz. Geniş bir
alan kapladığı, öğrencisinin bol olduğu belgelerde
belirtiliyor.
PARLI (SAFA) CAMİİ
Diyarbakır'ın kuzeybatı
çeyreğinde, Melek Ahmet
Caddesi'ne kuzey yönde 150
m. kadar uzaklıktadır. Yanlarda ikişer ayağa, kuzey ve
güneyde harim ana duvarına da oturan sekizgen kasnaklı, tek
orta kubbeli, enine planlı kc1gir bir yapıdır (Çizim 2).
Köşe kemerlerin oturduğu üçgen bingiler, ayakları izleyerek
döşemeye kadar iner. Dıştan dışa kitle 22,80x19,88 m
boyutundadır. Yan köşelerde birer ufak kubbe ve aralarında
da tonozlar yer alır. Son cemaat yeri beş kubbeli olup, iç
yan örtüler de dahil, yükseltilen kalkan duvarları ve
dolgusu nedeniyle dışa yansımazlar. Kuzeydoğu köşede taşkın
olan minare ile kitle arasında hazire kapısı vardır. Kapı
üstündeki yazıt, 1513 yılında iyice onarıldığını
belgeliyor. Diyarbakır'a Akkoyunlular 1401 -1515 yılları
arasında egemen idiler. Yapı 15. yy.ın üçüncü
çeyreğindendir. Evliya Çelebi yapıyı İpariye (Parlı) olarak
tanıtır.
Yapıda siyah bazalt taşı
kullanılmıştır. Son cemaat yeri ve ön yüz üst kesimi ile
yan destekleri almaşıktır. Bazalt minare kaidesi, Türk
mavisi çinili güzel bir geometrik panoyla son bulurken gövde
artık tümüyle ve silindirik olarak beyaz taşla yükselir.
Böylece süsleme şansı doğar.
Maksure kubbesi, sekizgen
kasnak ve piramit külahla örtülüdür. Alaturka kiremit
kaplıdır. Dört ana yöne birer tepe penceresi vardır. Kasnak
dışında kalan örtü yanlara akıntılı ve dolgulu olup, sular
çörtenlerle akıtılır.
Harim, altta altıgen
çinilerle kaplıdır. Türk mavisi ve koyusu egemen olup çin
bulutu desenli su ile çevrelenir. Çinilerde değişik
desenlerin yeğlendiği görülüyor.
Oldukça özenli mermer mimber,
yer yer boyandığı için kirletilmiş sayılır. Taç kapısı
üstünde, tek satırda "Küllema dahalen zekeriyyel-mihrap"
yazılıdır.
Harim taç kapısı sade olup
kemerli girintiyle yetinilir. Yanlarda sekileri vardır.
1,40 m. enindeki kapı
boşluğunu basık bir almaşık
kemer örter. Bunu yazışeridi ve teğet kemerli bir pencere
izlemektedir.
3,68 m eninde, 5,17 m.
yüksekliğindeki süslü mihrap, kubbe duvarından 7 cm.
taşkındır. Yarım sekizgen planlı mihrap girintisi
sütuncelerle başlar ve üstte 10 sıralı mukarnas dizisiyle
son bulur.
Harimin doğu ve güneyi
haziredir. Soldaki Abdülcelil Kümbeti'nin yapıyla ilgisine
belgeler değinmiyor. Güneyindeki medresede, Ları
hazretlerinin ders verdiği bilinmektedir. İskender Paşa
Camii anlatılırken buna biraz daha açıklık getirmekteyiz.
LA.LE BEY (LALA KASIM)
CAMİİ
Diyarbakır'ın güneybatı
çeyreğinde, kendi adıyla
anılan
mahallede Lale Bey ile Dörtler Sokağı'nın kesiştiği kavşak
güneyinde olup, üç kubbeli son cemaat yeri, bunun batısında,
alt katı türbe, üst katı hücre, batısında minaresi olan, tek
katlı, tek kubbeli, siyah bazaltla örülü kargir bir yapıdır
(Fotoğraf 2). Kareye çok yakın planlı (~1O,24 m.) iç alanı
kubbe örter. Dört yöne ikişer pencere yerleştirilmiştir.
Türbesine hücrenin güneyindeki merdivenden inilir. Son
cemaat yerinin batısını hücreye bakışımlı olatak minare
kaplar. Kuzey yüz, toplam olarak 17,77 m.'dir
 Kubbesi
çökmüş ve ortaya konan 2 kolonla 3 sahna bölünen ahşap
kirişlemeli yapıyı terkedilmiş bulduk. Evler çevresini
sarmış ve kitleyi kaplamıştır. Kamulaştırılarak boşaltıldı.
Sıva raspasında köşe kemeri özengileri ortaya çıktı. Rölöve
ve restorasyonu tarafımızdan yürütülerek vakıflarca,
ibadete açılmış bulunuyor.
Halkın
kısaca Lale Camii olarak adlandırdığı yapıyı, Diyarbakır'ın
ilçelerinden Egil'in beylerinden Lala Kasım'ın yaptırdığını
kaynaklar belirtiyor. Plam, Nebi Camii'ne (Akkoyunlu IS.
yy:ın son 4. çeyreği) ve Kasım Padişah'a (~lS00, Akkoyunlu)
benzer. Ayrıca
Safa
Camii minaresindeki ve kuzey avlu yüzündeki yazılı kare
panolardan bunun da pabuç bölümünde vardır. Bunlar,
Akkoyunlu yapısı olma şansını arttırmaktadır. Şeref Han,
yapıtında, Şeyh Muhammed'in oğlu Lala Kasım'dan övgüyle söz
eder. Bu durumda, caminin, Osmanlı günlerinde 16. yy:ın 1
ilk çeyreğinde yapıldığını düşünmek (ıS1S'ten herhalde
hemen sonra) doğru olacaktır. Daha önceki camilerde
Osmanlıların gelişen kubbe yorumuyla, yerel ve özellikle Akkoyunlu ayrıntılarının karışımından söz etmiştik. Bu form
(compasition), o yörede kendi koşulları içinde gelişmiş,
dengesini bulmuş ve yeni dönemde de (Osmanlı) sürmesini
sağlamıştır. Lala Kasım Camii bu arakesitin ürünü olsa
gerekir
KASIM PADİŞAH (DÖRT AYAKLI MİNARE) CAMİİ
Özdemir
Mahallesi, Yenikapı Caddesi yakasında, yol üstünde,
Balıkçılarbaşı semtindedir. Tek kubbeli almaşık örgülü kare
prizma gövde silmeyle son bulurken içe çekik yine almaşık
örgülü sekizgen kasnak ve kurşun kaplı kubbeyle son bulur
(Çizim 4).
Harimde, yanlarda üçer,
kuzey ve güneyde ikişer penceresi olup tümünün iç ve dışında
kemerle kapanan girintileri vardır. Bugün ikisi de
kapatılmış olan kıble duvarı pencereleri içinden yanlara
doğru yükselen merdivenlerle, doğu ve batı duvarı güney
pencereleri üstüne yerleştirilen ve harim üst yarısına
açılan ufak mahfillere ulaşılır. Harimin kuzey duvarında,
son cemaat yerinin üç kubbe özengileri yerinde bırakılarak,
eğik (akıntılı) bir betonarme tabliye ile örtülmesi çok
hatalıdır. Son cemaat yeri doğu ucundaki kapıyla, mahfile
bağlantı vardır. Bu, Diyarbakır için ilk ve son uygulamadır.
Bir bakıma camiden daha ağır
basan ve üç monolit kolona oturtulan kare kesitli minare
bir sanat ve teknik gösterisidir (Fotoğraf 3). Gövdede
almaşık örgüler köşelere varmadan kesilir. Üç ara silme
gövdeyi eşit olmayan dört parçaya böler. Peteğin üst
yarısından fazlası beyaz taştandır. Gövdenin doğu
yüzündeki 1500 tarihli yazıtta Akkoyunlu Sultan "Kasım"
adı geçmektedir. Bu nedenle halk yapıyı Kasım Padişah adıyla
anarken, minaresinden ötürü dört ayaklı minare veya
"Muallak" (boşta, boşlukta) olarak da tanır. Mutahhar veya
bunun kısaltılmış şekliyle Şeyh Matar adını, daha önce bu
yerde Şeyh Mutahhar'ın mezarı olmasına bağlayanlar vardır.
Bu adla anılan asıl cami, Mardinkapısı'na ilerlerken yol
üstündeydi ve yıktırılarak yine yola katıldı.
Yıkılan ve betonarme
tabliyeyle örtülen son cemaat yerinin, harim duvarında
kalan özengilerine bakılırsa, köşe ön ayaklar, şimdikinden
biraz daha uzun ve L kesitliydi. Tek kubbeli camilerin Artuk
ve Akkoyunlu günlerinde de sevilerek kullanıldığı,
Osmanlıların zaten bu kubbe gelişimi üstünde oldukları,
yerel özelliklerle benimsedikleri anlaşılıyor.
BIYIKLI MEHMED PAŞA
(FATİH PAŞA KURŞUNLU) CAMİİ
Diyarbakır'ın kuzeydoğu
dilimindedir. İçkale güney kapısından başlayan yol, güneye
uzanarak bu yapı topluluğuna varır. Yapı,
Diyarbakır'dakilerin en boyutlu ve özenlisidir. Merkezdeki
kubbeyi dört ana yönde dört yarım kubbe desteklerken buna
hangi yapının örnek olduğu bilinmez (Çizim 5). Bu plana
adım adım gelinmiştir. Bu nedenle yapı, cami planları
gelişimi içinde önemli bir köşe taşıdır ve Sinan'ın Şehzade
Camii'nde doruğa erişir. Dört ana ayak baldaken çatkıyla
birbirine bağlanırken, üstte sekizgen kasnak ve buna oturan
kubbeyle dışa yansır. Sekiz pencere iç alanı yeterince
aydınlatır. Harim kare planlı iken, kubbeli son cemaat
yeri iki yanındaki güneye bakan hücrelerle, avlu yüzünde
yatay gelişme sağlanır (35 x 17 m). Bu kitleyi daha büyük
ve görkemli gösterir. Kuzey avlu yüzü almaşık örgülüdür.
Her kemer koltuğuna, Diyarbakır'da yaygın olarak
kullanılan, birer atlamalı damla ve rozetler kabartmalı
olarak yerleştirilmiştir. Sekiz kolon ve başlıkları beyaz
mermerdendir. Buna karşılık harim kuzey dış yüzü sıvalıdır.
Minare
batı uçtadır. Kare kaide siyah taştan olup üst köşelerindeki
profıllerle beyaz taşlı gövdeye geçilir. Şerefe korkuluğu
yerden 30,52 ve peteği 35,50 m. yüksekliktedir. Minarenin
batısına, iki kemerli, üstü kapalı ve kapısı az çok özenli
türbe sonradan eklenirken, küpün bir bölümünü de kapatır.
Avluyu çerçeveleyen kuzey kapısının lS19'da yıktırıldığını
kaynaklar belirtiyor.
3,95 m
eninde, 5,66 yüksekliğindeki taş mihrap kıble duvarından 11
cm. taşkın olup, yanlarında 12 cm:lik sağırlık bırakan ters
U çerçeve altı sıralıdır. Dışta özenli mukarnas sırasıyla
görsel etkinliği arttırır. Yarım sekizgen planlı girintisi
sütuncelerle başlar. 10 sıralı mukarnaslarını üstte 3
dilimli bir kemer izlemektedir.
Mermer
mimber özenli ve görkemlidir. Köşk bölümü, şebekeleri ve
özellikle mermer kapı kanatlarına oldukça emek çekildiği
görülüyor. Küfı panolar, yazılar, zengerek ve kıvrık
dallarla bezenmiştir. Mihrap ve mimberin cami iç hacmiyle
oldukça orantılı olduğu görülüyor.
4 Kasım
1515 tarihinde Diyarbakır Beylerbeyiliğine atanan ilk
Osmanlı valisi, bazı kaynaklara göre bu kentlidir. Caminin
hamarnı bugüne erişmez. Halkın "Kürtler Hamamı" dediğini ve
yerini Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde belirtiyor.
Medresesinden sadece kuzey kanat durmaktadır. Güneyine
sonradan Şafıiler bir mescit eklediler. Paşa'nın İç Kale'ye
bir Hükümet Binası eklendiğini Çelebi belirtiyor. Tekke IS.
yy. sonlarında yıkıldı. Diyarbakır'a yakın Alipınar Köyü
Camii'nin arkalarındaymış. Bıyıklı Mehmed Paşa 24 Aralık
1521 Salı günü öldü. Mezarı, camiin hemen doğusunda
hazirededir. Bunun biraz kuzeyine, sonra Özdemiroğlu Osman
Paşa için sekizgen türbe eklenecektir. 16. vali idi ve
burada dört sene görev yaptı.
HADIM ALİ PAŞA CAMİİ
Diyarbakır'ın güneybatı çeyreğinde, adını verdiği
mahallededir. Medrese, cami ve tekkeden (7) oluşur. Harimin
doğusundaki Şafıiler mescidi daha sonraki eklentidir (ı
769-70). Kare planlı, prizmatik gövdeli, sekizgen kasnak ve
külahlı cami, Osmanlı dönemi erken türlerindendir (Fotoğraf
5). Son cemaat yerini beş kubbe oluşturur. Minaresi, kuzey
yüzü doğu hizasının biraz açığındadır. Kitlenin avlu yüzü
ile doğu ve batısındaki üçer, güney ve kuzeydeki ikişer
pencere, teğet kemerle örtülen, almaşık örgülü girin tiler
içine alınmıştır. Lentolu pencereler 1/2 oranına çok
yakındır. Beş düşey, dokuz yatay geçmeli demir parmaklıkları
özgün değildir. Son cemaat yerinin dört kolonu beyaz taştan
ve eksendeki ikisi alt başlıksızdır. Kemerler arasında
süslemeye yer verilmez.
14,45
m. kenarlı harim kare planlı olup, köşe kemerlerinin
oturduğu üçgen bingiler, aynı kesitle yere kadar inerken,
Safa Camii'ni yineler. Ahşap pencere kanatlarına oldukça
özenildiği görülüyor.
3,39 x
4,61 m. ölçülü beyaz taşlı mihrap, yine renk renk boyanarak
ve avize takılarak olabildiğince çirkinleştirilmiştir. Yarım
sekizgen planlı (Çizim 6) girinti sütun eel erI e başlar ve
sekiz sıralı mukarnasla örtülür. Mihrabı izleyen üst
pencerenin içliğinin yenilendiği görülüyor. Oranlı ve süslü
ahşap minberi güzeldir. İç duvar eteklerini kaplayan altıgen
mavi renkli çiniler, bir çerçeveyle (su) sarılıdır. Ali Paşa
Medresesi, camiin batı yönde açığındadır.
Amid'in
6. Osmanlı Valisi Hadım Ali Paşa, burada 1534–37 yılları
arasında görev yaptı. Yapının adı sadece Tuhfetü'l-Mimarin'de
geçer. Böylece Sinan'ın eseri olduğu anlaşılır. Bununla
ilgili ayrıntılar, yeni bilgilerle Diyarbakır Camileri
(Ankara, 1996) yayınımızda (s. 135) yer almaktadır.
Cami
ile medresesi arasındaki örgü farkını, medresenin sonraki
ucuz onarımlarına bağlamak gerekir. Tuğla, taştan daha kolay
ve ucuz bir yerel üretim olduğundan, kubbe dış kasnağında
da sonradan yerini almış görünüyor. Güçsüz dönemde, akıntıyı
kesmek için, kubbeyi az eğimli, alaturka kiremitli sekizgen
kasnak ve külahla örtmek, kent merkezi ve Silvan ilçesinde
de görülmektedir. Eski fotoğrafları, son cemaat yerinin de
aynı gereçle akıntılı olarak örtüldüğünü gösteriyor.
Pencere oranları, sivri veya teğet kemerli girintiler içine,
almaşık örgülü olarak alınması, sütunceleri vb. güney
geleneği olup Diyarbakır'da da yaygındır. Nitekim Sinan'ın
tartışmasız yapıtlarından olan aynı kentteki Behram Paşa
Camii'nde de uygulanmıştır.
1956
yılında, camiin kuzeydoğu açığında, hamamın kalıntıları
duruyordu. Gecekondular bunları tüketti. Vakfıyesi günümüze
erişmemiştir.
İSKENDER PAŞA CAMİİ
Diyarbakır'ın kuzeybatı çeyreğinde, kendi adıyla
anılan
mahallededir. Tek kubbeli, kare planlı camiin güneyi 19,20
m'dir (Çizim 7, Fotoğraf 6). Almaşık örgülü prizmatik
gövdeyi üstte onaltıgen, beyaz taşla örülü, orantılı kasnak
ve kurşun kaplı kubbe izler. Beş kubbeli son cemaat yerinin
yıkıldığı, bazalt taşından, köşelerde L ayak ve arada dört
beyaz mermer kolonlu olarak yenilendiği, üstünün ahşap
kirişlemeyle örtüldüğü anlaşılıyor. Harim duvarında, kolon
akslarına denk gelen kemer özengileri bu değişiklik
sürecinde nasılsa yok edilmemiştir. Şimdi burada betonarme
bir tabliye vardır.
Harim
iç ölçüsü 14,76 x 14,76 m.'dir. Yanlara üçer, güney ve
kuzeye ikişer pencesi olup, iç ve dışta, teğet kemerlerle
örtülen almaşık örgülü girintiler içine alınmışlardır. 2,22
m gelen duvar kalınlıkları bu kademelenmeyi zorunlu kılmışa
benziyor. Kasım Padişah Camii'nde görülen ilk gömme
mahfiller, duvar kalınlığından yararlanılarak burada da
kullanılır. Onlar yan duvar pencereleri (güneye yakın
olanlar) üstündeydi. Burada ise kubbe duvarı köşelerindedir
ve ulaşımı yan duvar pencerelerinden sağlanmıştır. Mukarnas sırasına oturan verevine (45°'lik) bingilerle
harime açılırlar. Soldakinin mahfilden çok va az kürsüsü
niyetine kullanılma şansı çoktur.
Köşe
kemerleriyle kare plan üstte sekizgene dönüşür. Sekiz
pencereli kasnak dışarıda onaltıgendir. Kuzeyde aşı boyalı
ufak mahfıli vardır. Kotu iyi ayarlanamadığından, bu yöndeki
pencerelerin teğet kemerli iç girintilerini yarıda böler.
altıgen çinilerin çoğunun döküldüğü görülüyor. Mavi renk
egemendir. Çintemani desenli sulardan çok az örnek var.
Özgünlüğünü koruyamayan şadırvanını günümüzde çirkin bir
betonarme tabliye örtmektedir.
3,29 x
5,04 m. ölçülü mihrap mukarnas dizisiyle başlayan
çerçevelerle sınırlıdır. Yarım sekizgen planlı girinti sütuncelerle başlar ve 10 sıralı mukarnas dizisiyle
örtülür. Üstünde üç dilimli kemeri vardır.
Minare
siyah bazalt taşından olup doğu yöndeki hücreye bitişiktir.
Pabuç bölümü ile gövde beyaza dönüşür. Dama buradan ulaşılan
bir köprüsü vardır.
İskender Paşa 1551-63 yılları arasında, Diyarbakır'da 12.
Osmanlı Valisi olarak görev yaptı. Haremlik, selamlık ve pek
çok yapısı bu yöreye gönülden bağlandığını gösteriyor.
Karaman'da Hüsrev Paşa'nın yanında yetişmiş ve buraya
birlikte gelmişlerdi. Van (1548), Erzurum (1551) ve
Diyarbakır (1551), Bağdat ve Mısır Beylerbeyliğinde bulundu.
Emekliliğini İstanbul'da geçirdi ve 1571 yılında öldü.
Camiin doğusunda hazirede yer alan, biraz değişik planlı
türbe aynı aileden Şair Yusuf Raif Efendi'ye aittir. Zamanın
alimlerinden Muslihiddin Lari'nin mezarı harimin
güneyindeki hazirededir. İskender Paşa'nın ona bir
medrese yaptırdığını Parlı Camii bölümünde belirtmiştik.
İskender Paşa bayındırlığa düşkündü. Camiin batı yönünde
haremi ve Hükümet Binası olarak kullandığı selamlığı için
Diyarbakır Evleri (Ankara, 1999) yayınımızda bilgi
vardır. Diyarbakır'a Hamravat Suyunun getirilmesine büyük
katkıda bulundu. İçkale'de Ayn Zeliha suyunu akıttı.
Sinan'ın yapısı olan camiin adı, risalelerde geçer.
Vakfiyede, kendisinin Van'da görevde olduğu zaman caminin
bittiği yazılıdır
BEHRAM PAŞA CAMİİ
Diyarbakır'ın güneybatı çeyreğinde Süleyman Nazif
Mahallesi'ndedir. Hemen güneyinde konağı bulunur. Tek büyük
kubbeli, kare planlı, kuzeyinde, iki sıralı, yanlara da
taşan beş kubbeli son cemaat yeri vardır (Çizim 8). Ahşap
tavanlı, avluya akıntılı, kurşun kaplı 2 revak, önde sekiz
beyaz, tek parçalı kolona oturur. Yanlarını L planlı
ayaklar destekler. Eksene gelen iki kolon, siyah-beyaz
almaşık yığma olup şadırvanında da yinelenir. Avlu yüzü
almaşık örgüyle bütünleşir ve derinliğine aksı güçlendirir.
İç (ilk) revak 6 kubbelidir. Eksendeki yükseltilen ve
özenil en kubbesiyle girişi vurgular (Fotoğraf 7). Kare
planlı harimin doğu ve batı yönlerde üçer tonozlu
girintileri (eyvan) ve eksenlerinde de birer penceresi
vardır. Güney ve kuzeyde mihrap ve giriş nedeniyle bu ufak
eyvanlar, ikiye düşer. Girişin yanındaki gömme iç
merdivenlerden üstteki gömme mahfıllere ulaşılmaktadır.
Harimin dört köşesinde ufak hücreleri vardır. Her yan
eyvanın birer mihrabı (ayrı ayrı düzende mukarnas
örgülüdürler) yer alır. Bunlardan başka, son cemaat yerinde
iki mihrap daha vardır. Böylece sayıları dokuzu bulur. Giriş
mihrabiyeleri bunun dışındadır. Pencerelerinin yedi
düşey,11 yatay demir parmaklıkları ile dövme lokmaları
oldukça özenlidir.
Kare
plan üstte mukarnaslı bingilere oturan tramplarla sekizgene
dönüşür. Dışı onaltıgen ve beyaz kasnağı kurşun kaplı büyük
kubbe izler. 4,95 m eninde, 6,69 m yüksekliğindeki taçkapı
bir sanat eseridir. Mihrap (3,78 x 5,65) oldukça özenli
olup taşmimberin bundan geri kalır yönü yoktur. Harimde
duvar etekleri, eyvanlar da dahil mavi renkli, karanfil
desenli, büyük boyutlu kare çinilerle kaplıdır. Türk mavisi
suları vardır. Harimin kuzey duvarı eyvanlarının taştan düz
tavan örgüleri bir teknik gösteridir.
Behram
Paşa Camii adı, sadece Tuhfetü'l-Mimarin'de gecer.
Hamam adı hiç yoktur. Bu onun, daha sonra, ancak Evliya
Çelebi'nin A.mid'e gelmesinden önce yapıldığı anlamına
gelir. Behram Paşa Camii planını, Mimar Koca Sinan daha
önce, İstanbul'da iki yapıda denedi. Ortak yönleri, her
yönde üçer eyvanın olmasıydı. Ancak güneydekini mihrap,
kuzeydekini taçkapı dolduruyordu. İlk örnek Yenibahçe'deki
Bali Paşa Camii'dir. Son yayınlar (özellikle vakfıyesi)
yapının tarihini 1504-5 yerine yüzyılın ilk yarısının
sonlarına kaydırmıştır. Bali Paşa 1548'de öldüğüne göre
yapının en geç bu tarihte yapıldığı görüşü ağır basıyor.
Vakfıyesi 1563'lere aittir. Zaten 1504-5 tarihi Sinan için
hiç uygun düşmemektedir. Üstad, aynı planı ikinci kez
Silivrikapı Hadım İbrahim Paşa Camii'nde 1551 yılında
uyguladı. Topografyasının getirdiği değişiklikler dışında bu
iki plan hemen hemen birbirinin eşidir. Boyutları da
birbirine çok yakındır. Sıra Diyarbakır'a gelince, Sinan
bir adım daha ileri atar. Güney duvarı iki ucuna birer
çilehane tas arlar. Zaten duvar kalınlığı bunu zorunlu
kılmıştır. Mahfil merdivenleri, kuzey duvarı girişi 2 yanına
ve yan duvarların güney uçlarındadır. Minare, harimden ve
son cemaat yerinden daha batı açığa alınır. Üçüncü boyut,
kitleyle dengesi açısından bunu zorunlu kılmış gibidir.
Sinan, son cemaat yerini iki kademeli olarak pek çok
yapısında kullandı (22 yapı). Ancak Behram Paşa Camii'ndeki
Sinan'dan sonraki eklentidir ve aksIarın sayısı zaten bunu
kanıtlamaktadır.
Behram
Paşa, şimdikilerin tersine Amid'de görevde bulunmadı. Ancak fıziksel
ve yönetim açısından güçlü bir bağı olmalıydı. Ailece Yemen
Beylerbeyli   ğinde
bulunmaları ve Diyarbakır'ın yol üstünde olması ötesinde
Anadolu Beylerbeyliği de yaptı. Özellikle Kanuni günlerinin
"Doğu Sorunları" bu görevin Diyarbakır'da olmasını
gerektiriyordu. Askeri üs Van' da, yönetim Amid'de
yoğunlaştı. Evliya Çelebi'nin, Behram Paşa Hamamı için
Gazze'den getirilen ustalara dikkatimizi çekmesi de
önemlidir. Mimar Sinan'ın cami için niçin bu planı
seçtiğinin ayrıntılarını Diyarbakır CamiIeri
kitabımızda (s. 155) belirtiyoruz. Sinan, yoğun iş programı
nedeniyle buraya iyi bir kalfasını, çok iyi bir mukarnasçısını ve neccarını katarak göndermiş olmalı.
Çinileri ve Marmara Bölgesi'nde hazırlanmışa benziyor.
Ekibin, öbür yapılarda olduğu gibi yerel bazı ayrıntı ve
süs birimlerinin dışında kalamadı. Tüm bunlara karşın
Diyarbakır, Behram Paşa Yapı Topluluğu ve özellikle camisi,
kentin ve yörenin en önde gelenidir. Mukarnaslarında çok
üstün bir plastiklik vardır. Şadırvanıyla bütünleşerek
derinliğine aks çok güçlüdür. Taçkapıdaki mukarnasın,
harimde hemen arkasında kullanılması da ayrı bir özen ve
ayrıcalığıdır. Eyvanın düz taş tavanı, demir parmaklık
lokmaları tam Sinan'a yaraşır niteliktedir. Zaten camiin
yapıldığı 1572 tarihi de Sinan'ın doruktaki konumuyla
özdeşleşmektedir
MELEK AHMED PAŞA CAMİİ
Diyarbakır'ın batı yakasında, kendi adıyla anılan mahalle ve
cadde üzerindedir. İki katlı kuzey ve güney geniş yüzleri
almaşık örgülü ve minareli ka gir bir yapıdır (Fotoğraf 8).
Zemin katta, batı uçtaki tonozlu geçit, caddeyi dikine
uzanan sokağa bağlar. Bunun doğusunda dükkanlar, yazlık,
mescit, caddeden arka (güney) bahçeye bağlantıyı sağlayan
ve taçkapıyla başlayan aralığı vardır (Çizim 9). Üst kata,
yarım kemere oturtulan ve minareye batı yönde yanaştırılan
(kuzey yönde) merdivenle ulaşılır. Bunun koşutunun
(simetrik) doğu yarıda olduğu, pencereye dönüştürülen
kapısından belli olmakta ve aralarındaki uzun sahanlık,
altındaki yazlık mescide zamanında siper oluyordu. Günümüze
erişemeyen bu merdivenin oturduğu yer şimdi ufak bir
bahçedir.
Enine
genişleyen harimin yanlarında, kare kesitli ikişer yığma
ayak vardır. Böylece üst yarıda sekizgene dönüşen plan,
kasnakla yükselerek kubbeye erişir
Yan
kanatlar iki katlıdır. Buraya, kuzey duvarı içine
yerleştirilen merdivenlerle ulaşılır. Mihrabın karşısında
bulunan müezzin mahfilinin ahşap merdiveni ayrıdır. Yan
duvarlar sağırdır. Cadde giderek yükseldiğinden zaten basık
tutulan dükblnlar, daha da alçak görünür. Batı bitişikte,
kaldırımdan dört sıra yukarıda başlayan (ilk üç basamak
kaldırımdaydı) teğet kemerli kapı, eskiden bu yönde kitleye
bitişik ahşap cumbalı, iki katlı ahşap bir meşrutaya
ulaşıyordu.
Minare
kitlenin kuzeyinde, tonozlu batı geçidiyle aynı
doğrultudadır. Kare planlı küp bölümü yine Diyarbakır
geleneğine uyarak (çoğunlukla kitleden ayrı) siyah
bazalttandır. İki aşamalı pabuç ve gövde yukarıya beyaz
olarak yükselir. Alt yarısında merdiven iki ayrı yolludur.
Cami,
kendi adıyla anılan cadde üzerinde, kuzey yakada olduğundan,
taçkapısı güneye alınmış ve bir aralıkla kuzeydeki cami
avlusuna bağlantı sağlanmıştır. Harim kapısı (üst kat)
kuzey yönde merdiven sahanlığına bağlanır. 2,02 x 4,32 m.
ölçülü mihrap Diyarbakır'ın çinili tek örneğidir. Köşeleri sütunceli, 1,14 m. eninde, 62 cm. derinlikteki yarım
sekizgen planlı mihrap girintisini üstte aynı güzellikteki
dokuz sıralı çini örter. Girinti de dahil düz yüzeyler plak
çini kaplanmıştır. çerçevedeki profiller ile mukarnaslarda
özel kalıpların kullanıldığı görülüyor. Duvar alt kesimi
çinileri bunlarla uyumludur. Değişik desenler yer alır.
Yapının
adı Tuhfetü'l-Mimarin'de "Amid'de Melek Ahmed, Paşa"
olarak geçer. Bu Melek Ahmed Paşa'nın, üç kez Diyarbakır
valiliği ve sadrazamlık da yapmış olan Silahdar Melek Ahmed
Paşa ile ilgisi yoktur. Banisinin, Diyarbakır'da bulunan
sevilen ve etkin bir hayır sahibi olduğu anlaşılıyor.
Hamarnı aynı cadde üstünde biraz daha doğu yönde güney
yakadaydı. Bitişiğinde bulunan ve artık bugün yok edilen
"Küçük Hamam" bu yapının değildir.
Melek
Ahmed Paşa Camii'ne gerek plan düzeni ve gerekse çinili
mihrabı açısından bir İstanbullu usta eli değdiği bellidir.
1588 yılında ölen Koca Sinan'ın ömrünün son günlerinde bu
yapıyla uğraşma şansı yoktur. Onun ekolünden bir kalfa işe
el atmış olmalı. Enine plan ve almaşık örgü açısından
Beşiktaş Sinan Paşa Camii'ne (1555-56) -kitle olarak da-
benzer. Ancak üst örtü ve son cemaat yeri farklıdır.
Ayrıca onun kubbesi altılı düzendedir. Diyarbakır'da Ali
Paşa, İskender Paşa, Behram Paşa, Kasım Padişah ve Lale Bey
Camileri tek kubbelidir. Enine genişleyen Nebi Camii'nde yan
kanatlarda birer ayak vardır. Şeyh Sefa (Parlı) Camii bu
yapı gibi ikişer yan ayaklı olup sekizli düzeni yeğler.
Minare küpü kurgu ve bezemelerinde de benzerlik vardır. 15.
yy:ın son çeyreğinden kalma bu Akkoyunlu camiinin, ondan
öncekilere bağlı olduğu gibi, sonrakileri de etkilediği
anlaşılıyor. Buna karşılık yerel özelliklerin Melek Ahmed
Paşa Camii'nde o denli güçlü olmadığı görülüyor. İki katlı
oluşu ve sekizli kubbe düzeni ile çini mihrabı, Sinan'ın
İstanbul-tahtakale Rüstem Paşa Camii'ne çağrışımını
arttırır. Ancak onda son cemaat yeri de vardır. Bu son
ayrıntının düşünülmemesi, kuzey yönde yer alan heliUar
nedeniyle avlunun küçüleceği endişesine bağlanabilirse de
bizce asıl neden Diyarbakır'da devam ede gelen iki katlı
mescit anlayışıdır. Defterdar ve Ulu Cami Şafiiler bölümü
böyledir. Minarenin kitleden ayrı tutuluşu zaten bu
yörenin bir ayrıcalığıdır. Tüm bunlar, Melek Ahmed Paşa
Camii'nin Diyarbakır’dakiler içindeki ayrı yerini
gösteriyor. Ahşap minberi özgün değildir. Aynı kişinin
yaptırdığı Han ve Medrese günümüze erişmemişti
KURT İSMAİL PAŞA CAMİİ
Harput Yolu üstünde,
Seyrantepe Semtinde çeşmesiyle güney yakadadır. Yolun
sağında (kuzey) kışlası da vardır. Sur içi geleneksel cami
tasarımından çok farklı olarak tasarlanıp uygulanan tek
katlı sekizgen planlı harimi çepeçevre ahşap kirişlemeli
revağı dolanır (Fotoğraf 9). Yan üç kenarda birer pencere,
güneyde dışa taşan mihrap ve kuzeyde de kapı yer alır.
1971 Haziranında çektiğimiz fotoğrafta görülen revağın
tavan ahşap kirişlemeleri sonraki onarımda ahşapla
kaplanmış bulunuyor. Revak dahil duvarlar iç ve dışta
sıvalıdır. Pencerelerinin ve kapının kenarlarına
dokunulmamış, çirkin bir pembe badana sürülmüştür.
Giriş kapısını sade bir
çerçeve sarar. Üstündeki pencere müezzin mahfiliyle
bağlantılıdır. Girişin doğusundaki pencereden, duvar içine
yerleştirilmiş bir merdivenle buraya ulaşılır. Kitleyi revak
çevirdiği için başka üst pencere yoktur. Minare, giriş
kapısı sağındaki (batı) köşede, beden duvarına oturtulmuş
olup, dışa taşan ufak yay kesimi, kapı üst hizasına denk
gelen S profilli bir taş konsol taşır. Yanlarında ufak
(yavru) çıkmaları da vardır. Silindirik gövde, üstte
dışbükey bir profille genişleyerek şerefeyi oluşturur.
Korkuluğu demir parmaklıklıdır. Gövdenin üst dış
köşelerindeki çıkma destekler, revağın özgününün böyle
olmadığını gösteriyor. Müezzin mahfilinden minareye
bağlantı vardır. Çok sade mihrap yarım daire kesitli ve
küresel örtülüdür.
Kurt İsmail Paşa, Amid'ın
271. Osmanlı Valisiydi. 1868 yılından başlamak üzere 7 yıl 9
ay görev yaptı. Kentin dışa taşınmasına önayak oldu.
Yukarda belirttiğimiz gibi, camiin kuzeyine Hükümet binası
ve çeşme yaptırdı. Diyarbakır Belediye İmar Müdürlüğüne
baktığım zaman (1957), genişletilen Harput Karayolu
nedeniyle taşlarını numaralatıp çeşmeyi geriye aldırmıştım.
Sonra bir kez daha içe taşıtıldı |