|
| |
|
DİYARBAKIR
KARPUZU
Diyarbakır karpuzu dünyaca ünlü ender tarım
ürünlerimizden birisidir. Dicle nehri kenarında
çakıllı,kumlu arazilerde yöreye özgü yöntemlerle
yetiştirilen bu karpuz çeşidinin Diyarbakır’ın
ekonomik,sosyal ve folklar yaşantısında değerli bir yeri
bulunmaktadır.
Diyarbakır karpuzunu meşhur eden en önemli
özellikleri irilik ve lezzet halkı için önemli bir sosyal
ve ekonomik değeri vardır.
Ülkemizde hemen hemen her şehrimizin sembolü
olmuş kendine özgü bir tarım ürünü vardır. Örneğin şeftali
dediğimizde Bursa,incir dediğimizde Aydın,pamuk
dediğimizde Anana, fındık dediğimizde Giresun,çay
dediğimizde Rize illerimiz akıla geldiği gibi karpuz
dediğimizde de herkesin aklına Diyarbakır ilimiz gelir.
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki saydığımız bu
ürünler yıllardan beri bu illerin sosyal ve ekonomik
yapılarında önemli roller oynamaktadırlar ve bundan
dolayıdır ki haklı olarak bu illerin sembolü olmuşlardır.
DİYARBAKIR KARPUZU SÜRME ÇEŞİDİ
Diyarbakır ili toplam sebze alanı 25.273 ha. dır. Bu
alanda üretilen toplam sebze miktarı 514.000 ton’ dur. Bu
toplam sebze üretim miktarının içinde karpuz üretiminin
payı ise 276.000 ton’ dur. (Anonim 1). Bu karpuz
üretiminin büyük bir çoğunluğunu da Diyarbakır karpuzu
oluşturmaktadır.
Her ürünümüz olduğu gibi Diyarbakır karpuzunun da
kendine has özellikleri vardır. İlk göze çarpan özelliği
iriliğidir. İkinci özelliği ise lezzetli oluşudur. Ancak
günümüzde bu lezzetini yitirmiştir. Diyarbakır karpuzunun
önceden var olan bu lezzetini yörede halen söylenmekte
olan şu maniden de anlamak mümkündür.
|
|
Teptim tekerlendi
Kestim şekerlendi
Bal gibi tatlı içi
Ne güzeldir yenişi
Hem erkektir hem dişi
|
|
Diyarbakır karpuzu “ karpuz kuyusu” adı verilen yerlerde
yetiştirilmektedir. Bu kuyular Nisan – Mayıs aylarında
Dicle nehrinin çekilmesinden sonra kalan nehir yatağında
açılmaktadır. Yaptığımız inceleme gezilerinde gördük ki
üreticilerin nehrin çekilmesiyle kalan araziyi
paylaşmaları da oturmuş bir düzen dahilinde olmaktadır.
Nehir çekildikten sonra nehir kenarında arazisi olan her
üretici arazisi doğrultusunda ki nehir yatağına sahip
olmaktadır.
Büyük karpuz yetiştirmek için açılan her
kuyu,boyu 2m. genişliği
60 cm.
olacak şekilde hazırlanmaktadır. Kuyuların derinliği ise
taban suyuna ulaşılacak derinliğe bağlı olarak
değişmektedir ve genellikle taban suyuna 40 –
60 cm.
ulaşılmaktadır. Diyarbakır karpuzunun iriliğini bu
kuyuların hazırlanmasında kullanılan ahır gübresi; (ki bu
gübrenin özellikle çift tırnaklı hayvanlardan koyun ya da
keçi gübresi olması tercih edilmektedir.) lezzetini ise
güvercin gübresi vermektedir. Bu amaç için kullanılan
yarasa gübresinin de iyi sonuç verdiği bilinmektedir.
Buradan da anlaşılmaktadır ki organik gübrelemenin
Diyarbakır karpuzu yetiştiriciliğinde önemi büyüktür.
Bunun da sebebi; Dicle nehrinin kış aylarında taşıdığı su
miktarı artınca karpuz yetiştiriciliği yapılan yerlere
kadar nehir genişlemekte çekilirken de alıp götürmektedir.
Yapılan bu gübreleme sonucunda bir tanesi 60 –
70 kg. olan karpuzlar yetiştirilebilmektedir. (Anonim
2.Tekin,) 35 – 40 yıl kadar önce 50 kg’lık karpuz
gördüğünü yazılarında bizzat belirtmektedir. Hatta Enver
Paşa’nın iki karpuzu bir deveye yüklemek suretiyle
padişaha hediye gönderdiği halen söylenmektedir.
(Tekin,1987)
Fakat daha sonra bölgeye giren hibrit karpuz
çeşitleriyle Diyarbakır karpuzu rekabet edememiştir. Bunda
ticari zihniyetlenme de rol oynamıştır. Yeterince
ilgilenilmediği için Diyarbakır karpuzunun nesli dejenere
olmuş,eski lezzet ve iriliğini yitirmiştir. Arandığında
bırakın 30 – 35 kg’lık Diyarbakır karpuzunu 25 kg’lığı
bile bulunamaz olmuştur. Ve bunun Diyarbakır ekonomisine
büyük zararı dokunmuştur. İlk kez 1968 yılında düzenlenen
karpuz festivali ile bu konuya el atılmış,üretici teşvik
edilmek istenmiş ancak bu iş 1982 yılına kadar düzenli
olarak yapılamamıştır. 1982 yılında konuya tekrar el
atılmış 1985 yılına kadar bu festivaller düzenli olarak
tekrarlanmış ve en iri Diyarbakır karpuzu yetiştiren
üreticiler ödüllendirilmiştir. Bu sayededir ki bu gün 40
– 45 kg’lık Diyarbakır karpuzu bulmak artık mümkün
olabilmektedir. (Tekin,1987). Bunlar üreticiyi teşvik
etmek amacıyla yapılan işlerdir. Ancak halen konuya
bilimsel olarak yaklaşılıp da bu konuda bir bilimsel
araştırma yapılmamıştır.
Eskiden Anadolu insanı okuma yazma bilmezdi. Ama
karnını doyuran,geçim kaynağı olarak saydığı her şey öyle
güzel sahip çıkmış ve onu yaşatmak,kendisinden sonra gelen
nesillerine aktarabilmek için kendince elinden geleni
yapmıştır.
Böylesine değer verdiği şeyleri yazamıyor çizemiyorsa da
sözlü sanatı olan manilerinde,türkülerinde işlemiş böylece
bunları ölümsüz kılmıştır. Anadolu insanı bu vefalılığını
Diyarbakır karpuzu için de göstermiştir. Şu manilerde
olduğu gibi:
Diyarbakır karpuzu
Ata vurdum mahmuzu
Anası çeyiz ister
Gel de satma öküzü
Bir hanım gördüm
Entarisi
al
Çarşafı
yeşil
Kopçası
siyah
Erkek isen
bil
Karpuzun irisine
Vuruldum birisine
Analar kız verdiler
Yiğidin birisine
Karpuzlar
biter oldu
Bostanı
tutar oldu
Gel artık
ey sevgilim
Ayrılık
yeter oldu
Bu gibi
manilerin daha bir çoğunu sıralamak mümkün. Ama gönül
ister ki böylesine güzel ve ekonomik değeri olan bir
ürünümüz yalnızca manilerde kalmasın. Bu nedenledir ki
konuya el atma ihtiyacı duyduk. Günümüze yaşlılar
hariç,bizler gibi yeni nesil hiçbir Diyarbakırlı bilmez ki
Diyarbakır’da menekşe tarlalarının olduğunu,bunlardan
menekşe rakısı yapıldığını ya da
rengarenk gül karanfil bahçelerinin olduğunu ve bunlardan
gül rakısı,gül yağı üretilip,bir zamanlar Diyarbakır’da
karanfil çayından başka çayın içilmediğini veya bir
zamanlar en güzel aromalı şeftalinin Diyarbakır şeftalisi
olduğunu ve büyük seyyahımız Evliya Çelebi’nin
Seyahatnamesinde bahsettiği Dicle nehri kenarındaki
fesleğen bahçelerini. Bunları öğrenince insanın oturup
düşünmemesi ve düşündükçe üzülmemesi mümkün değil. Eğer
bizler bir şeyler yapmasak bizden sonraki nesiller
Diyarbakır karpuzunu birkaçını kaybetmeye muaffak
olduğumuz manilerden öğrenecekler. (Anonim 5,Anonim 6,Sevük,1967).
Bırakın ülkemizi dünyanın hiçbir yerinde
Diyarbakır karpuzunun bir benzeri yetiştirilememektedir.
Hatta Amerikalılar ülkelerinde Diyarbakır iklim ve toprak
koşullarına uygun bir yer bulmuştur ve yetiştirmek gayesi
ile Diyarbakır karpuzunun tohumundan götürmüşlerdir. Ancak
beklenen sonucu elde edemedikleri için bu işten
vazgeçmişlerdir. (Sevük,1972).
Diyarbakır halk hekimliğinde da karpuzun ayrı bir
yeri vardır. Yörede karpuzun idrar söktürücü ve böbrek
taşlarını düşürücü etkisinin olduğuna inanılmaktadır. Şu
manide olduğu gibi:
|
|
Kavun ye bilege bak
Üzüm ye renge bak
Karpuz ye işegen bak (Anonim 7)
|
|
Ayrıca karpuzun hazmı çok kolaylaştırdığı da
bilinmektedir. Bu konuda anlatılmakta olan bir efsane
vardır ve efsane şöyledir.
Lokman hekim bütün dertlerin dermanını bilen bir
hekimdir. Günün birinde ölümsüzlüğün dermanını bulmak için
yollara düşer. Kırları dolaşa dolaşa,diyar diyar gezenken
yolu Diyarbakır’a düşer. Urfa kapısından içeri girer ve
zerzevatçılar meydanına gelir. Orada gözü uzun,iri
patlıcanlara takılır. (Bu patlıcanlar yöreye ait olan ve
günümüzdeki Şeyhkent patlıcan çeşididir. Güneydoğu Anadolu
tarımsal Araştırma Enstitüsü bu konuya da el atmış ve
Şeyhkent Patlıcan Islah projesi adı altında bu konuya
yönelik ıslah çalışmaları yürütülmektedir.) ve “hayret
demiş” bu patlıcanları yiyorlar da bu halk nasıl hasta
olmuyor: Biraz daha yürüyüp de üst üste yığılı koca koca
karpuzları görünce “ha yemekten sonra bu karpuzlardan bol
bol yiyorlar hastalanmayışlarının sebebi bu” demiş (Beysanoğlu,1972).
Diyarbakırlılar,karpuz yetiştiricililiğinde
kullandıkları güvercin gübresi ihtiyaçlarını karşılamak
için güvercin yetiştirmektedirler. Yörede güvercine
“bora”,güvercin yetiştirilen yerlere ise “borahane” adı
verilmektedir. Borahaneler bir kuş beslemek için oldukça
büyük ve bazen da çok katlı binalardır. Kerpiçten
olmalarına rağmen sağlam yapılan borahanelerin iç
bölümlerine “lüle”denmektedir.
Yapılarda güvercinlerin girip – çıkması için yuvarlak
delikler açılmıştır. Her lülenin içinde güvercinlerin
tünemesi için basamaklar vardır. (Sevük,1972). Ancak
günümüzde bu borahanelerin bakımları yeterince
yapılmamakta olup birçoğu yıkılmaya yüz tutmuştur.
Diyarbakır’da karpuz ekilen yerlere “bostan” adı
verilir. Karpuzun hasat zamanında Dicle nehri kenarında
bulunan bu bostanlarda şenlikler düzenlenip türküler –
maniler söylenirmiş. Davul,Zurna,Darbuka ve kemanlar çalar
halk eğlenirmiş. İlk hasat edilen karpuz ortadan ikiye
kesilir,içi çıkarıldıktan sonra boş kalan kısma kül konup
üstüne gazyağı döktükten sonra ateşlenip nehire
bırakılırmış. Bu işe nehir kenarındaki en yüksek köyden
başlayıp aşağıya inene kadar her bostancı böyle yanan
karpuzlar bıraktığından nehrin üstü alev alev yanar
görünürmüş. Bu ortam gece eğlencelerine ayrı bir renk
verdiğinden halk coşar çayda çıra oynarmış (Anonim 6).
Günümüzde bu şenliklerin hiçbiri yapılmamaktadır.
2 –
DİYARBAKIR KARPUZUNUN YETİŞTİRME TEKNİĞİ
Karpuzlarda irilik vasfı başta çeşit karakteri
olmak üzere kısmen de yetiştirme ve bakım şartlarına
bağlıdır (Bayraktar,1981). Diyarbakır karpuzunun
yetiştirme tekniği alışılagelmiş karpuz
yetiştiriciliğinden farklıdır. İri Diyarbakır karpuzları
daha önce de belirttiğimiz gibi Dicle nehrinin
çekilmesinden sonra kalan kumlu – çakıllı nehir yatağında
açılan ve adına “kuyu” denilen yerlerde
yetiştirilmektedir. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki
Diyarbakır’da karpuz ziraatı yalnızca bu şekilde
yapılmamaktadır. Diyarbakır’da karpuz ziraatı üç şekilde
yapılmaktadır.
1 – Köylerde Pınar Karpuz ve Kavunculuğu:
Dere ve pınar sularından faydalanılarak yapılan karpuz ve
kavun ziraatıne denir.
2 – Kuru Ziraatte Karpuz ve Kavun Ekimi:
Bu tarz ekimle elde edilen karpuz ve kavuna “Beji” denir.
Köylülerin sırı kendi ihtiyaçları için ektikleri bu karpuz
ve kavunların verimleri ve ekonomik önemi azdır.
3 – Çay Karpuz ve Kavunculuğu: Dicle
kenarında yapılan karpuz ve kavun ekimine denir.
Diyarbakır’ın ünlü iri karpuzları bu yetiştirme şekliyle
yetiştirilir (Baysanoğlu.1962).
2. 1 – Kuyuların
Hazırlanması:
Kuyuların açılması için bahar aylarının sonuna
kadar Dicle nehrinin çekilmesi beklenir. Nehir yetirince
çekildikten sonra genellikle 15 –30 Nisan tarihleri
arasında kuyu açmak üzere Dicle kenarına inilir. Günümüzde
birim alandan kazanmak amaçlanmış olmalı ki kuyuların
boyutları küçültülmüştür. Kuyular,kuyu uzunluğu
150 cm
kuyu genişliği ve derinliği 40 cm. olacak şekilde
hazırlanmaktadır. İki kuyu arası da
50 cm.
iki kuyu sırası arasında ise
2 m.
mesafe bırakılmaktadır. Kuyuların derinliği her ne kadar
40 –
60 cm. arasında değişiyorsa da derinlikte amaç su
seviyesine ulaşmaktır.
2. 2 – Karpuz
Fidelerinin Hazırlanması:
Fideler iki şekilde hazırlanmaktadır.
2.2. 1 – Tüplü – Fide Yetiştiriciliği:
Tüplere konacak harç milli kum ve elenmiş koyun
gübresinden hazırlanmaktadır. 10x13 cm. boyutlarındaki her
bir tüpe 3 – 4 karpuz tohumu konmaktadır. Karpuz fideleri
ikişer yapraklı olunca topraklı olarak kuyular da
hazırlanmış olan yerlerine dikilmektedir.
2.2. 2 – Harmanda Fide Yetiştiriciliği:
Dicle kenarında suya çok yakın olan milli kumlu bir yerde
karpuz fidesi yetiştirmek için yer hazırlanıyor ki buraya
harman deniyor. Burada yetiştirilen fideler üç yapraklı
iken buradan alınıyor,kök bölgesindeki milli kum
yıkandıktan sonra kuyuda hazırlanmış bulunan yere
dikiliyor.
2. 3 – Kuyularda Fide Yatağının Hazırlanması ve Fidelerin
Dikimi:
Açılan kuyuların her iki başında fide dikimi için
küçük yastıklar hazırlanmaktadır. Tüplerden çıkarılan ya
da harmandan getirilen fideler bu yastıklara dikilir.
Dikim,direk kuma fidelerin kökleri su ile temas edecek
şekilde yapılmaktadır. Fideler her bir kuyuda dörder fide
bulunacak şekilde kuyuların sağ ve sol başlarına ikişer
tane dikilmektedir (Anonim 2,Anonim 4,Anonim 5,).
2. 4 – Gübreleme:
2.4. 1 – Gübrenin Hazırlanması:
Karpuzlara verilecek koyun gübresi ve güvercin gübresi kum
ile karıştırılıp harç haline getirilerek verilmektedir.
Yörede genel uygulama olarak bu karışım şöyle
hazırlanmaktadır: Kuyu başına; 6 – 8 kg. güvercin gübresi,
20 – 25’şer kg. koyun gübresi ve kum. Yaptığımız inceleme
gezilerinde görüştüğümüz tüm üreticilerin tecrübelerine
göre güvercin gübresi ne kadar çok verilirse karpuzlar o
oranda lezzetli olmaktadır. Ancak bu maliyeti artıran en
büyük unsur olduğundan günümüze üreticiler bu miktarı
artıramadıkları gibi bir çoğu kuyu başına 6 kg. nın da
altında güvercin gübresi vermektedir.
2.4. 2 – Gübrenin Veriliş Şekli:
İlk gübreleme fide dikiminden iki gün sonra yapılmaktadır.
Bu ilk gübrelemede her bir kuyu başına hazırlanan harçtan
yaklaşık ikişer kilogram gübre verilmektedir. Gübre su ile
kökün temas ettiği bölgeye konuyor. Böylece suda çözünen
organik maddeden bitki daha çabuk yararlanmış olmaktadır.
Bu ilk verilen gübreye “avuç” adı verilmektedir.
Birinci gübrelemeden 10 gün sonra ikinci
gübreleme yapılıyor. Bu 10 gün süresince kuyu içinde
bulunup da kök ile temas halinde olan su çekilmiştir. Suya
ulaşıncaya kadar tekrar kazım yapılıyor. Ve çıkarılan
kumlar bitkinin kök bölgesindeki daha önce verilmiş olan
gübrenin üzerine konuyor. Bu kazım esnasında suya ulaşmış
halde bulunan karpuz kökleri de açığa çıkarılmış oluyor.
ikinci verilen gübre bu köklerin üzerine konuyor. Yani
kökün sürekli olarak su ve gübre ile temas halinde olması
sağlanmaktadır. Tabanda bulunan su ne kadar çekilirse
kökler de beraberinde o kadar derine inmektedir.
İkinci gübrelemede pratik olarak on altı
kilogramlık tenekelerle her bir kuyu başına birer teneke
gübre verilmektedir. Bu gübrelemede de daha önce
hazırlanmış bulunan harç kullanılmaktadır. Bu gübrelemeye
“ilk taam” adı verilmektedir.
Üçüncü gübrelemenin zamanı bitkinin gelişimine
bakılarak tayin edilmektedir. Eğer bitki çabuk gelişip
kendini toparlamışsa ikinci gübrelemede 12 – 15 gün sonra
üçüncü gübreleme yapılmaktadır. Eğer bitkilerin gelişimi
iyi değilse gelişimlerini tamamlamaları beklenerek üçüncü
gübre ikinci gübrelemeden 20 – 25 gün sonra verilmektedir.
Yörede çiftçiler tarafından bu istenmeyen bir durumdur.
Çünkü bu şartlarda hasatta da en az bir 10 günlük gecikme
söz konusudur ki bu da üreticinin zararına olmaktadır.
Üçüncü gübrelemede önce de ikinci gübreleme de
olduğu gibi tekrar taban suyuna ulaşılmaktadır. Üçüncü
gübreleme esnasında yalnızca kuyunun ortası boş kalmıştır
ve artık kökler karşılıklı olarak burada buluştuklarından
gübre ayrı ayrı kuyu başlarına değil kuyunun tam ortasına
konmaktadır. Üçüncü gübrelemede önceki teneke hesabıyla
bir teneke gübre, kuyunun ortasında su ile köklerin temas
ettiği yere konmaktadır. Bu gübrelemeye “son taçim” adı
verilmektedir. Böylece gübreleme işlemi tamamlanmış
olmaktadır. Üçüncü gübrelemeden 2 – 3 gün sonra ilk kuyu
kazımında çıkarılan kum ile kuyuların üzeri
kapatılmaktadır. (Anonim 3 Anonim 4 Anonim 5).
3 – Bakım İşleri:
Gübreleme işi tamamlandıktan sonra gönümüzde
önemli bir bakım işlemi uygulanmaktadır. Bir bitkiden çok
sayıda meyve almak birim alandan elde edilen ürün
miktarını artıracağı düşünülerek eskiden uygulanan
seyretme işlemi bu gün uygulanmıyor. Çeşittin eski
iriliğini kaybetmesinde bunun olumsuz etkisi olmuştur.
Gübrelemeden sonra uygulanan en önemli bakım hastalık ve
zararlılarla mücadele olmaktadır. Yörede üreticiyi en çok
üzen hastalık etmenleri fusarim, mycoplazma;
zararlılar ise aphid (yörede “gezo” adı ile bilinmektedir,
ve kırmızı örümcektir,hastalık etmenlerine karşı önlem
amacıyla tohum ilaçlaması yapılmamaktadır. Oysa ekimden
önce tohumlar 50 – 55 cº’ lik suda birkaç dakika
bekletilseler üzerlerindeki zararlı organizmalar etkisiz
hale getirilebilir (Bayraktar,1981).
4 – Hasat İşlemi:
Diyarbakır karpuzu eylül ayının ilk haftasından
sonra hasat edilerek satışa çıkarılmaktadır.
5 –
Yetiştirilen Karpuz çeşitleri ve Özellikleri:
İrilikleri itibariyle dünyaca meşhur olan
Diyarbakır karpuzları yuvarlak – beyzi alacalı karpuzlar
sınıfına girmektedir. Bunlar arasında özellikle
sürme,pembe ve ferik adları ile tanınan çeşitler yaygın
olarak yetiştirilmektedir. (Bayraktar1981).
1 – Sürme Çeşidi:
Diyarbakır karpuzları arasında en iri olan
çeşittir. Kabuk renkleri,koyu yeşil üzerinde uzunlamasına
geniş dilimler halinde çizgilidir. Kırmızı renkte olan eti
oldukça tatlıdır. Fakat bilhassa biraz fazla olgunluk
halinde tamamen lifli bir hal almaktadır. Kabuğu kalın ve
dayanıklı olduğundan hem nakliyat hem de uzun süreli
muhafazaya oldukça elverişlidir. Tipik yetiştirme usulü
ile yetiştirildiğinde 50 – 60 kilo hatta 75 kilo kadar iri
meyveler elde edilebilmektedir. Bütün meyve olarak yenmesi
hemen hemen imkansız olduğundan çoğunlukla dilimler
halinde satılmaktadır. Çekirdekleri yörede yetiştirilen
diğer yerli çeşitlere nazaran iri ve siyahtır. Sürme
çeşidi “Sürme hırsızı” adıyla da anılmaktadır.
2 – Pembe Çeşidi:
Kabuğu parlak yeşil üzerine koyu yeşil renkli çizgilerle
uzunlamasına çizgilidir. Kabuğu
1.5 cm.
kadar kalındır. Eti pembeye yakın açık kırmızı renktedir.
Bundan dolayı pembe karpuz adını almıştır. Eti hafifçe
lifli olmasına rağmen oldukça tatlıdır. Çekirdekleri küçük
ve siyah renktedir. Meyvelerde ortalama ağırlık 23 – 30
kilo arasındadır.
3 – Ferik Çeşidi:
Şekil ve kabuk özellikleri itibari ile sürme çeşidine
benzer. Fakat meyveleri daha küçüktür. Ortalama meyve
iriliği 8 – 15 kg arasındadır. Eti daha kırmızı renklidir.
Çekirdekleri siyah bazen de sarı olabilir.
4 – Siyah (Kara Kış) Karpuz:
Ağırlığı 5 – 20 kg arasındadır. Çekirdeği siyahtır. Yörede
“siyah kışlık karpuz” adıyla anılmaktadır. Hasattan sonra
kış aylarında bahara kadar adi depo şartlarında muhafaza
edilmektedir. İnceleme gezime esnasında çiftçilerden
tohumunu istediğimizde bu çeşidin artık
yetiştirilmediğinden dolayı tohumunu bulamayacağımızı
öğrendik. Bu durum beyaz kabuklu kışlık karpuz için de
geçerlidir. Bu sonuç da gösteriyor ki korunmaya
alınmadığında ıslah materyali olabilecek bir çok çeşidimiz
kaybolmaya mahkumdur.
5 – Beyaz (Beyaz kış) Karpuz:
Kara karpuz gibi bu çeşit de kış ayları sonuna kadar
saklanabilmektedir. Kabuk rengi hariç tüm özellikleri
“kara kış karpuzu” gibidir (Anonim 3,4 Bayraktar
1981,Tekin 1987).
Diyarbakır Karpuzunun Yoğun Olarak Yetiştirildiği Köyler:
Diyarbakır karpuzu,merkeze bağlı olan ve Dicle
nehri kıyısında bulunan şu köylerde yoğun olarak
yetiştirilmektedir.
1 – Sivritepe (Şeyhelan) Köyü
2 – Erimli (Sımakı) Köyü
3 – Tekkaynak (Yuvacık) Köyü
4 – Feri Köyü
5 – Tepe Köyü
(Anonim 6)
|

|
Başarı Tesadüf Değil, Bir Tercihtir.
|
 |
%100
Beğendirme Garantisi |
|
|
|
|
 |
•
Google'da En Üstte |
|
Siteniz Hep
Üstlerde Olsun. |
|
Google
Optimizasyonu. |
|
 |
 |
•
Teknik Destek |
| |
Satış sonrası
Destek Garantisi |
|
 |
|
|

|