|
Hanlar ve
Özellikleri
Anadolu'nun coğrafik yapısı, yol güzergâhlarının
belirlenmesinde etkili olmuştur. İçteki yüksek yaylalar,
Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına paralel uzanan,
doğuda birleşen sıradağlar, batıda alçalarak oluşan
Ege ve Akdeniz vadileri ve iklimsel büyük farklılıkların
en önemli sebebi olarak özetlenebilir. Bu yüzey şekillerinin
uzanış yönü doğu-batı doğrultulu bir yol sistemi olarak
belirmiş, kuzey-güney doğrultulu yollar
ise ancak teknik imkanların çoğaldığı daha sonraki
dönemlerde gelişebilmiştir.
Anadolu Selçukluları devrinde gelişen düzenli yol
sistemleri ve bu yollar üzerinde sağladıkları güvenli
seyahat imkânı, Diyarbakır'ın ticari amaçlı gelişiminde
önemli etkenlerden birisi olmuştur. Diyarbakır'ın önemli
yollar üzerinde bulunması, bazı yapıların
gelişmesine neden olmuştur. Bunların başında
hanlar gelmektedir. Diyarbakır'da bulunan hanlar
Osmanlılar döneminde yapılmış olup, bu devrin mimarisinin
en güzel örneklerindendir. Bu yapılardan
günümüze ancak üç tanesi ulaşabilmiştir. Bunlar;
Deliller Hanı (Hüsrev Paşa Hanı), Hasan Paşa Hanı ve
Çifte Han'dır.
HÜSREV
PAŞA
HANI (DELİLLER
HANI)
Diyarbakır'da ayakta kalmış hanlardan Hüsrev Paşa
Hanı, H. 934 yılında Diyarbakır'ın ikinci Osmanlı
valisi olan Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmıştır. Deliller
Hanı olarak da bilinen yapının bu adı almasının nedeni, hacı
adaylarına rehberlik yapan delillerin burada
konaklamasıdır. Han karşısındaki geniş alana da Hacılar
Harabesi denilmektedir.
Oldukça geniş bir alanı kaplayan hanın, ortasında kareye
yakın geniş bir avlusu bulunmaktadır. Bu avlunun
etrafında bulunan ve iki katlı revaklı geçişlerin
arkasında yer alan han odaları ile tek kaili bir
ahır kısmından meydana gelmiştir. Avlu ortasında
bir şadırvan bulunmaktadır. Girişle ve girişin tam
karşısında bulunan merdivenler, üst katla bağlantıyı
sağlamaktadır. Odaların revaklı geçişlere ve oradan
da avluya açılan kapılarının yanında bir de pencere
bulunmaktadır.
Hanın ahır ve depo olarak kullanılan ikinci kısmına,
güneydeki bir han odasının geçit olarak kullanılacak
şekilde düzenlenmesi ile geçilmektedir. Ahır kısmında tek
sıra halinde dizilmiş pencereler bu bölümün
aydınlatılmasını sağlamaktadır. Hanı dıştan
tek yönde sınırlayan dükkânlar, ahır kısmının caddeye bakan
yüzeyinde devam etmektedir. Dışarıdan bakıldığında,
ahır kısmı tek kat, odaların yer aldığı ana
bölüm çift kat olarak yükselmektedir. Yapı, siyah bazalt
taş ve beyaz kalker taşının beraber kullanılması
ile oluşturulmuştur.
Yeniden kullanım karan alınarak günümüz koşullarına
uydurulmak istenen bu han, Vakıflar Genel
Müdürlüğü'nün yardımları ile 1984 yılında 49 odalı
ve 103 yataklı otel haline getirilmiştir. Beş yıldızlı bir
otel haline getirilen bu yapıda avlu, ana mekân olarak
kullanılmaktadır. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği,
açık bar ve özellikle yazın akşam yemeği için avlu
kullanılmaktadır.
Daha önce deve ve atların gecelediği ve yaklaşık
6-7
m.
yüksekliğinde ahır olarak yapılmış birim günümüzde
kapalı restoran olarak kullanılmaktadır.
Restaurant 300 kişi kapasiteli olup yalnız otel
müşterileri değil yerli halkın da yemek yeme amacıyla
kullandığı bir mekân durumundadır.
Kış aylarında müşteri sayısı % 30-40 civarında olmasına
karşın, yaz aylarında (özellikle Diyarbakır iklimini göz
önüne alarak Nisan başlarından Ekim sonuna
kadar süren sıcak hava, yaz döneminde yedi
aylık bir süreyi kapsamaktadır) bu oran % 70 civarındadır.
Odalarda ve restaurantta bulunan pencereler havalandırma
için yetersiz olmasına karşın bu sorun
havalandırma bacaları ile çözümlenmiştir.
Yapıda kalorifer tesisatı yapılarak ısınma sorununa
çözüm bulunmuştur. Banyo ve WC eklenemeyen
adalar, personele ayrılarak kullanılmaktadır.

Hüsrev
Paşa
Hanı
(Deliller Ham).
Cadde üzerindeki cephede bulunan dükkânlar turistik
amaçlı alışveriş imkânına sahiptir.
Giriş katında iki kol idarî bürolar, şark odası, oyun odası,
bar olarak düzenlenmiş, diğer iki kol ise yatak
odalarına ayrılmıştır.
Otelde konaklayan turistlerin oranı % 20 yabancı,
% 80 yerli turist ağırlıklıdır.
HASAN PAŞA
HANI
Diyarbakır'da ayakta kalmış hanlardan ikincisi
olan Hasan Paşa Hanı, Osmanlılar zamanında Diyarbakır'da
valilik yapmış olan Sokullu'nun oğlu Vezir-zâde
Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yılları arasında
yaptırılmıştır. Hasan Paşa Diyarbakır'da
ilk
olarak kuyumcular için
bir çarşı yaptırmıştır. Daha sonra Ketenciler adıyla
bilinen ancak günümüze ulaşamamış çarşıyı yaptırmıştır.
Kuyumcular Çarşısı'nda
yapılan hasır bilezikler, haplar, kişnişli gerdanlıklar,
avizeler,
hançerler vb. parçalar, Ketenciler Çarşısındaki
dükkânlarda satılırdı. Hasan Paşa, bu iki çarşıya
ticaret için gelenlerin gecelemeleri için bir han da
yaptırmıştır.
Hasan Paşa Hanı, Deliller Hanı'ndan sonra Diyarbakır'daki
ikinci büyük handır. Bu hanın güney ve batı
kapılarında tarihî iki yazıl bulunmaktadır. Hanın batı
cephesi, allı beşik tonozlu dükkânlarla üst katında
taşan iki süslü pencereyle dışarı açılan orta kısmı,
yapının genel çizgilerini
tamamlamaktadır. Deliller Hanı'nın sade görünümlü üst katına
karşılık, bu hanın
köşelerinde başlıklı sütuncuklar, üzerinde boşaltma
kemerleri ve köşelere rastlayan pencerelerde mukarnaslı
başlıklar yer almıştır. Bazalt ve kalker taşının beraber
kullanılması ve kalker taşının yatay olarak
yerleştirilmesi, yapıyı olduğundan da uzun göstermektedir.
Yapıyı en üstte taş konsolların üzerine olurmuş bir
silme sınırlamakta ve arkasında han odalarının kubbeleri
görünmektedir. Ancak, bakımsızlıktan dolayı
üst örtü yok olmuştur. Daha sonra yapılan yanlış bir
müdahale ile tuğla kubbelerin üzerine beton dökülerek
yalıtılmaya çalışılmıştır.
Yapının batı kapısı içeriye doğru genişlemektedir.
Basık kemerli bir kapıdan geçildikten sonra beşik tonozlu
bir kısım gelmekte ve buradan avluya ulaşılmakladır.
Girişin solundaki ve karşısındaki merdivenler
üst katla bağlantıyı sağlamaktadır. Avlunun
ortasında altı sütuna oturmuş üstü kubbeli bir şadırvan
yer almaktadır.

Hasan Paşa
Hanı.
Alt kat odaları sivri kemerli revaklarla avluya açılmaktadır.
Ayrıca bu handa dikkati çeken diğer bir
özellik, üst katta avluya doğru taşan konsolların
bulunmasıdır. Yine üst katta da revaklar bulunmakta ve
bu revakların arkasında odalar yer almaktadır. Odalar
bir kapı ve pencereyle avluya açılmaktadır.
Hasan Paşa Hanı'nın bodrumunda, gelen kervanların
hayvanları için ahır kısmı bulunmakladır. 1613'te
buraya gelen Polonyalı Simeon, gördüğü bu yapıyı üç katlı,
kagir, 500 beygiri barındırabilecek iki ahırlı, şadırvanlı,
pek çok odalı bir yapı olarak tarif etmektedir.

Hasan Paşa
Hanı'nın
avlusunda bulunan, altı
sütuna
oturmuş
Bugün,
Hasan Paşa Hanı'nın giriş katı ticari amaçlı
kullanılmaktadır. Üst kat, tamamen boş bırakılması
dolayısıyla yer yer tahrip olmuş ve yıkılmalar başlamıştır.
Bodrum katta bulunan ahır bölümü ise, depo olarak
kullanılmaktadır.
ÇİFTE HAN
Günümüze kadar ulaşmış hanlardan üçüncüsü olan Cifle
Han'ın kesin yapım tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı
bilinmemektedir. Eldeki belgelerden XVI. yüzyıldan kalma ve
Osmanlı yapısı olduğu anlaşılmaktadır.
Han,
ilk yapımı sırasında çift han olarak düşünülmüş, ancak
Cumhuriyet dönemi ile birlikte yol çalışması sırasında
ikincisi yıktırılmıştır. Bütünüyle günümüze kadar
gelebilseydi, Diyarbakır hanları içinde biri birine bitişik
çifte han biçimiyle değişik bir uygulama örneği teşkil
edecekti.
Siyah
bazalt taşlan yapılmış olan bu yapı iki katlıdır. Ortada bir
avlusu ve avlunun üç tarafında basık kemerli revakları
bulunmaktadır. Hana giriş kapısının biraz ilerisinde
soldan bir merdiven üst katla bağlantıyı sağlamaktadır. Üst
kattaki han odalarının önünde de revaklar bulunmaktadır.
Odaların avluya bakan yüzlerinde, bir kapı ve bir pencere
yer almaktadır Hanın giriş katı depo olarak kullanılmakta,
üst kat ise hiç kullanılmamaktadır. Girişin karşısında
bulunan kolun üst katta revaklı geçişleri yıkıldığından,
üst katta bu kola ulaşılamamaktadır. Bodrumda ahır bölümü
bulunmakladır. Bu han, Deliller Hanı ve Hasan Paşa Hanı'na
göre daha yalın ele alınmıştır.
Hasan
Paşa Hanı'nın avlusunda bulunan, altı sütuna oturmuş kubbeli
şadırvan.
Çeşitli medeniyetler
zamanında yapılmış han ve kervansaraylar gibi konaklama
yapılan, o dönemin şartlarına uygun olarak kervanların
konaklama yeri olsun di
ye yapıldığından günümüzde
bu işlevini kaybetmişlerdir. Bunun yanı sıra,
tarihî yapının çevresinde
oluşan yeni yapılaşmalar
ve meydana gelen
bozulmalarla birlikte,
yapının
yapılış amacı dışındaki bir kullanım, doğa
şartlan ve yapıların
terk
edilerek boş bırakılması
oldukça süratli bir
eskimeye ve
yok olmaya neden olmaktadır.

Deliller
Hanı (Rüstem
Paşa Hanı] otele dönüştürülerek
tekrar yaşama kavuşturulmuş
olmasına
karşın, Çifte Han ve Hasan
Paşa Hanı yapılış
amaçlarının dışında kullanılmaktadırlar.
Oysa,
Suriçi'nin merkezî bir
noktasında bulunan bu
hanlar oldukça değerli bir yere sahiptir.
KAYNAKLAR
Bey:>anoğlu, Ş., 1937. Başlangıçtan
Akkuyııntulara Kadar Anıtları
ire Kitabeleri tle Diyarbakır Tarihi,
Diyarbakır Belediyesi Diyarbakır'ı
Tanıtma Yayınlan: 1,
1. C,
Ankara.
Binan, C. Ş., 1990. 13. Yüzyıl Anadolu
Kervansarayları Koruma Ölçütleri Üierine Bir Araştırma,
Yayınlanmamış Doktora Tezi,
İ.T.Ü., İstanbul.
Mâm Ansiklopedisi,
1994. Türkiye
Diyanet Vakfı
İslam Araşhrma-ları
Merkezi Yayını, <î. C, İstanbul.
Kejartlı, D. T., 1995. Diyarbakır'da
Turizm Potansiyeli re Hasan
Paşa Hanının Konaklama
Amaçlı Kullanımının İrdelenmesi,
yayınlanmamış Yüksek
Lisans Tezi, Y.T.Ü., istanbul.
Sözen, M., 1971. Diyarbakır'da
Türk Mimarisi,
Diyarbakır'ı Ta-mtma ve
Turizm Demeği Yayını: 21, l.bs., Gün
Matbaası, İstanbul.
Hanlar
Hasan
Paşa Hanı:
Diyarbakır'ın en büyük hanlarından olan Hasan
Paşa Hanı bazı tamiratlar görmüş olmasına rağmen,
bugün de ayaktadır. Diyarbakır valilerinden Hasan Paşa
taralından 1572-1575 yılları arasında inşa ettirilmiş
olan bu han, Diyarbakır'ı ziyaret eden seyyahların
da hemen dikkatini çekmiş ve han hakkında
seyyahlar önemli bilgiler vermişlerdir.
1612 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden Polonyalı
Simeon, şehre geldiği zaman indiği Hasan Paşa Hanı'nı,
"...
Muazzam kârgir bir bina olan bu hanın 500
beygiri
barındırabilecek yer altında iki ahırı, rengarenk
demir parmaklıklarla çevrilmiş çok güzel havuzu,
üç kat üzerine birçok kârgir odaları vardı..."
diyerek çok güzel bir şekilde tanıtmıştır. Yine daha
sonraki tarihlerde Diyarbakır'a gelen Evliya Çelebi
[1654-1655), İnciciyan (1804) ve J. S. Buckingam (1815)
Hasan Paşa Hanından önemle bahsetmişlerdir". Bunlardan
Buckingam'm 1815 yılı için verdiği bilgiler arasında hububat
piyasasının burada toplandığı
hakkındaki kaydı, XIX. yüzyılda da bu hanın
büyük bir öneme sahip olduğunu göstermektedir".
Ulu Cami'in doğusunda ve cadde üzerinde olan
Hasan Paşa Hanı'nın XIX. yüzyılın ilk yarısında da
Diyarbakır'ın en önemli hanlarından birisi olduğu
görülmektedir. 3 Ekim 1792 tarihinde Diyarbakır valilerinden
Abdi Paşa'nın kethüdası Nuh Beğ zimmetinde olan 54 bin
kuruşu ödemediğinden bütün malları
bu handa hıfz edilmiştir. 25 Aralık 1802 tarihli
bir fermandan Diyarbakır'da eceliyle vefat eden Diyarbakır
valisi Zühtü İsmail Paşa'nın eşyalarının yine
Hasan Paşa Hanı'nda toplandığı anlaşılmaktadır".
5 Ağustos 1843 tarihli
bîr arzda da muhtemelen 1833
yılında Diyarbakır'da
vuku bulan yangın esnasında Fransız rahiplerinden birinin
eşyalarının kurtarılarak
burada saklandığı
görülmektedir. Bütün bu belgeler,
Hasan Paşa Hanı'nın incelenen dönemdeki önemini
ortaya koyduğu gibi Diyarbakır'a dışardan gelip
bu handa vefat eden
tüccarların tereke kayıtları da Hasan Paşa Hanı'nın önemli
bir tüccar ham olduğunu göstermektedir67.
Temmuz 1724 tarihli bir hüccetten "Şehit Mehmed Paşa
evkafından" olduğunu tespit ettiğimiz hanın,
XIX. yüzyılda yan hasılatının Rağibiyye Medresesi'ne
ait olduğu görülmektedir. Diyarbakır ulemasından
Küçük Ahmed ve Hacı Mehmed Ragıb Efendi 1840 tarihli
arzlarında, söz konusu hanın yan hasılatının Rağibiyye
Medresesi'ne ait olduğunu ancak
1833 yılından beri askere kışla ittihaz edildiğini belirterek,
7 senelik icarın yarısı olan 3000 kuruşun
ödenmesini ve hanın askerden tahliyesini istemişlerdir.
Bununla birlikte 11 Nisan 1842 ve 7 Eylül
1842 tarihli Vilayet Masraf Defteri'nden anlaşıldığı
üzere, Hasan Paşa Hanı'ndaki askerler buradan tahliye
edilmemiş ve ikamet etmeye devam etmişlerdir. Ancak söz
konusu defterlerden 6 ay için 400 kuruş
olmak üzere hanın icarının ödendiği anlaşılmaktadır.
Deliller Hanı:
Mardin kapısı'nın hemen karşısında olan bu han
1527 yılında Diyarbakır valilerinden Hüsrev Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Buraya Deliller Hanı adı verilmesinin
sebebi, İslâm ülkelerinden Hicaz'a gitmek
üzere toplanan Hacı adaylarını götürecek delillerin
bu handa kalmalarından kaynaklanmaktadır. Gördüğü bir kısım
tamiratlarla bugün de ayakta kalmış sayılı
hanlardandır".
Evliya Çelebinin de bahsettiği üzere oldukça fazla
sayıda odası bulunan Deliller Hanı, 20 Haziran
1603 tarihli bir vakfiyede "Mardin kapusu Menzil
Han"
şeklinde geçmektedir. Söz konusu handa XIX.
yüzyılda Hacı adayları
ve delillerin yanı sıra, 1817 tarihînden itibaren askerlerin
de kaldığı görülmektedir . II. Mahmud ve bunu
takibeden Tanzimat döneminde
ise Deliller Hanı büyük ölçüde askerin ikametine
tahsis edilmiş ve depolarına askeri malzemeler
konulmuştur. Temmuz 1841
tarihinde Kerim Paşa Livası'nın
2. Alayı'nın eşyaları Deliller Hanı yüklüğünde
bulunmaktaydı. Bu handa 1842 tarihinde önemli
sayıda asker kaldığından , 11 Nisan 1842 tarihli
Vilayet Masraf
Defteri'ndeki bir kayda göre 893 kuruş
sarf edilerek, harap olan yerleri tamir edilmiştir".
Deliller Hanı 1891
yılında Diyarbakır'ı ziyaret
eden Arifi Paşa'nın
verdiği bilgilere göre bu dönemde de şehrin önemli hanları
arasındaydı.
İbrahim
Paşa Hanı:
1810 (H. 1225) tarihli Şcyhzâde ibrahim Paşa vakfiyesinden
anlaşıldığına göre, Salos Mahallesi'nde,
Muallak Mescidi'nin alt tarafında ve Deva Hamamı yanında
idi. Adı geçen vakfiyiye göre, ibrahim Paşa
Hanı,
"...fevkânî kırkbir oda ve tahtanî kırk oda ve ahur
ve fevkani ve tahtanı hâricinde bir sağır dükkân ve
dâhilinde bir sağır dükkân ve oniki masura âb-ı
Hamravat'dan ma-i cârisiyle havuz ve havlu..."
dan
müştemildi. İbrahim Paşa tarafından 1810 tarihinden
önce inşa edilmiş olmalıdır.
İbrahim Paşa Hanı 5 mart 1816 tarihli bir hülâsadan
anlaşıldığı üzere, tüccar hanı olarak inşâ edilmişti.
Ancak Diyarbakır valilerinden Emin Paşa zamanında
askere mahsus hanlar boş dururken, bu
handaki tüccarlar çıkartılarak hana askerler yerleştirilmiştir.
Bunun üzerine ibrahim Paşa 9 Ekim 1815
tarihinde bir arz sunarak, bu durumun düzeltilmesini
istemiş ve 5 Mart 1816'da "mûcebincç emr-i âlî"
gönderilmiştir. Nitekim 1829 tarihli bir hüccette,
İbrahim Paşa İlanı'nda tüccarların kaldığı görülmektedir.
Bu da söz konusu hanın tekrar tüccar hanı olduğunu
ispat etmektedir.
Bugün için ayakta olmayan bu han hakkında diğer
kaynaklarda da herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır.
Dolayısı ile ne zaman yıkıldığı tespit edilememiştir.
Tütün Hanı:
Abdal Mahallesi'nde, Deva Hamamı'nın bitişiğinde ve
arkasındaydı. 1810 (H. 1225) tarihli İbrahim Paşa
vakfiyesinden, bu tarihten önce ve İbrahim Paşa tarafından
inşa ettirildiği anlaşılan Tütün Hanı,
"... sağ tarafında yedi adet oda ve sol tarafında sekiz
adet oda ve İki ahur ve üç memşa ve sol tarafında
hamam külhanı ve havlu..."
yu
ihtiva eden küçük bir handı. Şeyhzâde İbrahim
Paşa tarafından evladiyet üzere vakfedilen han hakkında
başka bir bilgiye sahip değiliz.
Çifte Han:
Hasan Paşa Hanı'nm güneyinde ve Mardinkapı
sı'ndan gelen caddenin sağında, sokak arasındadır.
Birbirine bitişik iki handan meydana gelen bu hanın,
ne zaman inşa edildiği kesin olarak bilinmemektedir. Bugün
için sadece bir kısmı ayakta olan Çifte Han'ın
yıkılmadan (ince tamamı Borsa olarak kullanılmaktaydı.
1810 (H. 1225) tarihli bir vakfiyede Çifte Han'ın
tümünün fizikî durumunu aydınlatan önemli bilgiler
mevcuttur. Bu vakfiyeye göre Çifte Han.
"... Sulu
Gözde yukarıda otuz oda ve tahtında yirmidokuz
oda ve bir havuz ve iki ahur ve biri sağır biri kebîr
ve bir mağaza mülhakatından beş adet
dükkân ve memşa ve susuz
Gözde yukarıda yirmi
altı oda ve tahtında
yirm'ıbir oda ve bir kahve dükkânı
ve memşa ve üç adet terzi dükkânı ve kapu
arası içinde iki dükkân
ve bir ahur ve memşa iki
mağaza ve su kuyusu ve
mülhakatından dört dükkân..."
dan meydana gelmekteydi. 1810 tarihinde Çifte
Han'ın "...40 sehm itibariyle 16 sehm ve guruş da 16
para..."
yani °/o 40
hissesi Şeyhzâde İbrahim Paşa'nın
mülkü olup evlâdiyet
üzere vakfetmiştir .
1804 yılında Diyarbakır'ı ziyaret eden İnciciyan'ın önemli
hanlar arasında saydığı Çifte Han, 1842 tarihinde
4872 kuruş sarf edilerek tamir edilmiş ve askerin
ikametine tahsis olunmuştur. XIX. yüzyılın
ikinci yarısında da önemini koruyan Çifte Han günümüzde
ise bu özelliğini kaybetmiştir.
Rüstem Paşa Hanı:
1539-1542 tarihleri arasında Diyarbakır valiliği yapan
Rüstem Paşa tarafından yaptırılmış olmalıdır.
Söz konusu han, Rüstem Paşa adından başka Yenikapı
adıyla da bilinmekleydi. Yenikapı'nın dışarıdan
girişle sağ tarafında bulunan handan günümüze bir
şey kalmamıştır.
Melek Ahmed Paşa Hanı:
Rumkapısı yakınlarında idi. Melek Ahmed Paşa
1591 yılında Diyarbakır'da cami ve medreseden başka,
bir de ev inşa
ettirmiştir. Bu evi, Dilaver Paşa tarafından
daha sonra hana çevrilmiş ve XIX. yüzyıla kadar
gelmiştir. 11 Nisan 1842
tarihli Diyarbakır masraf defterinden, bu hanın
ma'mûr olduğu ve içerisinde süvari
askerinin ikamet ettiği anlaşılmakladır. Ne zaman
harap olduğu ise bilinememektedir.
Kayseriye
Hanı:
22 Ekim 1565 tarihli İskender Paşa vakfiyesinde,
vakfın gelir kaynakları sayılırken, vakfa ait emlâkin
yanında olması sebebiyle adı geçen Kayseriye Hanı'nın,
İskender Paşa Camii ile Yeni Hamam yakınlarında
olduğu anlaşılmaktadır. 1577 tarihli bir vakfiyeden
ise söz konusu hanın, 12 hücre, 1 hela, 4
dükkân, 1 mahzenden
oluştuğu ve evlâdiyet üzere vakfedildiği görülmekledir,
incelediğimiz döneme
ait belgelerde ismine
rastlanmayan hanın ne zaman harap olduğu bilinmemektedir.
İpekoğlu Hanı:
iskender Paşa Camii'nin batısında ve Penbeciler Çarşısında
idi. 4 Mart 1676 tarihli vakfiyede, "...îpekoğlu
Hanı dimekle ma'rûf Bengi han..."şeklinde
geçen
söz konusu han, 54 oda, 1 dükkân, 1 ahır ve su kuyusunu
ihtiva etmekteydi. Yine aynı vakfiyede bu
hanın, Hacı Mustafa Çelebi'nin mülkü olduğu ve evlâdiyet
üzere vakfedildiği görülmektedir.
Ocak ortaları 1799 tarihli bir vakfiyede adına
rastladığımız han, XIX. yüzyılın ikinci yansında da varlığım
sürdürmüştür. I. Dünya Harbi sırasında harap
olduğu sanılmakladır.
Han-ı Cedîd:
Şubat orlalan 1569 (Evâhir-i Şaban 976) tarihli
Behram Paşa vakfiyesinde, Behram Paşa tarafından
camiin arka tarafında bir de han inşa ettirilmiş olduğu
görülmektedir. Söz konusu hanın fevkani ve 33
odası ve avlusunda bir de havuzu bulunmaktaydı59.
XIX. yüzyıla ail belgelerde ismine rastlanmayan hanın
ne zaman harap olduğu bilinmemektedir.
Yukarıda saydığımız hanlardan başka Osmanlı dönemi
Diyarbakır şehrinde varlığını tespit ettiğimiz,
ancak haklarında fazla bilgi sahibi olmadığımız 10
han daha bulunmaktadır. Yerleri kesin olarak tespit
edilemeyen bu hanlar ise şunlardır:
Sipahioğlu Hanı (1842),
Fatih Mehmed Paşa
Evkafından Halid Ağa Hanı (I842) Şevketlü Han (1723)
Gümüşhaneli Defterdar Hanı (1844)
muhtemelen Ulu Cami yakınlarında olan Börekçiler
Hanı (1799)
Yeni kapı yakınlarında Alaca Han (1676), îskerderoğlu
Hanı (1842), Palancılar
Çarşısı'nda Karakaş Hanı (1800) ), îshakoğlu
Hanı
(1817)
ve
İçkale'de olan Zincir Han (1837) .
Diyarbakır şehrinde bulunan hanlar özellikle 1840 tarihinden
sonra önemlerini kaybetmeye başlamışlardır. Yukarıda da
belirtildiği üzere, hanların büyük
bir holümü bu tarihten sonra askerin ikametine ayrılmıştır.
Mart 1840 tarihli vilayet masraf defterinde,
Diyarbakır'da bulunan askerin ikamet eylediği hanların
tamirine ayrılan para 53.341 kuruş olup, vilayet
masraflarının en büyük kalemini oluşturmaktaydı"".
Dolayısıyla bu tarihten sonra hanların ticarî özelliklerini
kaybettikleri söylenebilir. Bu ise şehrin ticari
hayatında olumsuz bir rol oynamıştır. Ancak bu durumun,
Osmanlı devleti genelinde uygulanan yeni
askeri
politikanın (Redif Eskerî Teşkilâtı) bir sonucu
olduğunu ve aynı zamanda
ülke genelinde olduğu
gibi, Diyarbakır'da da
ticarî hayatın eskisine oranla
durgunlaştığını
göstermesi açısından da önem taşıdığını belirtmek gerekir. |